Perdido Street Station değişik bir fantastik kitap. Aslında steampunk, fantasy karışımı demek daha doğru olur belki. Kitap fantastik ama artık her yerde görmeye alıştığımız komşumuz çıksa bile çok şaşırmayacağımız klasik fantastik ırkları, hikayeleri anlatmıyor.

Olaylar New Crobuzon adında iğrenç bir şehirde geçiyor. İğrenç diyorum, çünkü kitabın ciddi bir kısmı şehrin ne kadar iğrenç olduğunu okumakla geçiyor. Bazı yerlerde o kadar çok “shit” kelimesi  geçiyor ki, epey gereksiz kaçmaya başlıyor(karakter kızıyor shit, uyuşturucunun adı dream shit, yerlerde  shit gibi). Şehirde birlikte yaşayan çok farklı ırklar var. Kitabın hikayesi çılgın  bilimadamı kılıklı bir insanın yeni bir buluş yaparken aksi giden bir şeyin yolaçtığı felaket  ve onları toparlaması üzerine. Tabi yan hikayeler de var. Hatta ülkesinde ceza olarak  kanatları koparılmış bir Garuda’nın (bir nevi kuş adam) tekrar uçmaya çalışmasının hikayesi de ana konuya paralel. Kitapta garip şeyler anlatırken iş uzayınca garipliğin insan üstünde  etkisi pek kalmıyor. Yani kitapta bir karakter bir olaya şaşırıyor ama şaşıran adam da kaktüs adam. O  yüzden bir yerden sonra insan ne olsa şaşırmamaya başlıyor. İnsansı zekaya sahip robotlar, rüyaları emen güveler derken bir şekilde kitap bitti.  Aslında kitabın o kadar fantastik öğeye rağmen bir önce okuduğum kitap 1Q84′ün yarattığı büyülü  atmosferi pek yaratamadığını farkettim kitabı bitirince.

Kitap China Mieville’nin ikinci kitabı ve Bas-Lag dünyasında geçen ilk kitabı. Diğer  kitaplarını da merak ettim ama bir süre bekleyebilir. Bu arada yazarın da  içinde bulunduğu akıma new weird diyorlarmış.

Uyarı: Spoiler var.

Murakami ingilizce konuşan ülkelerde en çok okunan ingilizce dışında bir dilde yazan yazarmış. Zaten kitabını bu şekilde tüm dünya için yazdığı Japonya ile ilgili bazı tasvirlerini uzatmasından belli oluyor. Murakami’nin ideal karakterleri oldukça sıkıntılı bir hayat yaşayan ve geçmişinde büyük problemleri olan mutsuz ve aşırı disiplinli. Hepsi bir ritüel ciddiyetinde uyuyor, yemek yiyor, işlerini hallediyor. Şimdiye kadar okuduğum her kitabında konu bu karakterler üzerinde dönüyor. Burada da kahramanlar Tengo ve Aomame. Kitabın her bölümü (son kısım hariç) sırayla bu iki kişinin gözünden yazılmış. Kitabın anlatımındaki bence en güzel kısımlar kişinin gözünden anlatımdan her şeyi bilen anlatıcı moduna kısaca bir kaç cümle ya da paragraf için geçildiği kısımlar.

Konu çok basitçe şöyle. Birbirini yirmi yıldır arayan iki kişi bir şekilde 1984 yılında Tokyo’ya çok benzeyen ama bazı ayrıntıların farklı olduğu paralel bir versiyonuna gider. Burada iki ay ve küçük insanlar diye geçen yaratıklar yaşamaktadır. Burada kavuşup eski Tokyo olduğunu düşündükleri Tokyo’ya geri dönerler. Bir nevi pscyhedelic yeşilçam hikayesi yani. Kitabın ismini 1Q84 olmasından George Orwell’in 1984′ü ile arasında bir bağlantı arıyor ister istemez. Muhtemelen bu bağ biraz dolaylı yoldan kurulabilir.

Bu kadar işlenmiş karakter olunca insan rahatlıkla bir kaç favori çıkarabiliyor. Ben son kısımda ana karakter mevkiine yükselen dedektifi sevdim. Dul kadını (belki sürekli ismiyle değil dowager diye bahsedildiği için) ise hiç sevmedim.

Hızlı akan bir roman olması aklımda kalan özelliği. Sanki bir oturmada ya da bir şehirlerarası yolculukta bitirilmesi için yazılmış gibi. Yüz tane harf oyunu isimli karakter oradan oraya koşuyor işte. Bu harf oyunu meselesi sonlara doğru baydı ama yine de genel olarak eğlenceli bir kitaptı. Şuradan bulunabilir.

Degerlendirme:  ♦

Shantaram okuması kolay bir tatil kitabı. Avustralya’lı kahramanımız Lin (sahte ismi) hapishaneden kaçıp sahte pasaportla Bombay’a gelir ve olaylar gelişir. Burada envayi çeşit hintli, batılı vs. insanla tanışır. Hikayenin merkez şehri Bombay ama Linbaba’nın yolu Afganistan’da Sovyetler ile çatışmadan, Hindistan köylerinde sellerle boğuşmaya kadar envai çeşit yere düşüyor. Bu sırada Hindistan’da hapse düşer, işkence görür, defalarca yaralanır, gönüllü doktorluk yapar. Kısacası macerası bol bir kitap.

Özellikle uzun diyaloglarda ortaya çıkan ahlaki sorgulamalar kitabın zayıf noktalarından biri. Hikaye yazarın kendi hayat hikayesine dayanıyor. Ne kadar kurmaca ne kadar gerçek olduğu tam belli değil. Kendini sanki biraz fazla idealleştirmiş ve bu bazen aşırı rahatsız edici olabiliyor. Kitap boyunca kahramana herkes hayran. Kitabın güzel kısımları daha çok bir batılı gözünden Hindistan’ın anlatıldığı ve batılı ve hintli karakterlerin tanıtıldığı yerler. Kitap içinde akılda kalacak onlarca karakter var. Kitap uzun, yaklaşık 1000 sayfa. Türkçeye çevrilse epey satar demiştim okurken ama baktım türkçe bir ara basılmış ama o da tükenmiş galiba.

Biraz daha bilgi için: kitabın sitesi

Degerlendirme: ♦

Etiketler: